Beyaz Kale
1680'lerde Osmanlı İstanbul'u
Pamuk'un üçüncü romanı ve uluslararası kariyerinin ilk gerçek dönüm noktası. 17. yüzyıl İstanbul'unda geçer: denizde yakalanan bir Venedikli genç, saray çevresindeki bir Osmanlı Hoca'ya köle olarak verilir. İkisi birbirine şaşılacak derecede benzer. Yıllar içinde — padişahın dikkatini çekecek kadar uzun bir süre — birbirlerinin hikâyelerini, anılarını, kimliklerini öğrenmeye başlarlar.
Venedikli ona Batı'yı öğretir; Hoca ona Osmanlı sarayındaki bilimsel geri kalmışlığı anlatır. Sonunda, Polonya seferine çıkan bir savaşta, "beyaz kale"nin önünde, iki kimlik yer değiştirir. Romanın sonu okurun hâlâ tartıştığı bir muammadır — kim kimin yerine geçti, gerçekten geçti mi?
Doğu-Batı sorusunun modern biçimi
Kitap 1990'da Victoria Holbrook çevirisiyle İngilizceye aktarıldığında New York Times Book Review manşete çıkardı: "Doğu'dan Batı'ya bir yıldız yükseldi." John Updike kitabı övdü; Pamuk o tarihten itibaren artık Türkiye'nin dışındaki okurların da takip ettiği bir yazar oldu.
Roman o kadar kısa ki Pamuk bile "bir el yordamı" olarak tanımlamıştır. Ama Doğu-Batı meselesinin çağdaş Türk edebiyatındaki en sıkı felsefi/poetik ifadelerinden biri olduğu konusunda yaygın bir uzlaşma var.