Yeni Hayat
"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti."
Muhtemelen Türk edebiyatının en ünlü açılış cümlesi. Genç mühendislik öğrencisi Osman'ın okuduğu adı bilinmeyen bir kitap, onu içinden çıkılamaz bir arayışa sürükler — Anadolu'nun otoyollarında, geceleri, otobüslerde, ucuz otellerde, hiç bilmediği kasabalarda. Aradığı şey kitabın vaat ettiği "yeni hayat"tır; ama yeni hayat nedir, kimse tam söyleyemez.
Yolculuk boyunca kitabın diğer okurlarıyla karşılaşır; onlardan bazıları dönüşür, bazıları kaybolur, bazıları öldürülür. Pamuk, 1990'ların başında Türkiye'nin taşrasını — otogar, şoför, domates, Coca-Cola, yalancı şahitlik — hayret verici bir gerçeklikte yazar. Aynı zamanda Batı kültürünün taşradaki çarpıtılmış yansımalarını: mavi jeanler, kasetçiler, eski Hollywood filmleri.
Yılın rekor kırıcısı
Yeni Hayat 1994 yazında yayımlandı ve Türkiye'de o güne kadar hiçbir edebi romanın ulaşmadığı bir hızla satıldı: ilk altı ayda iki yüz bin nüsha. Pamuk o yaz gazetelerin magazin sayfalarında bile göründü; hâlâ kapağında kırmızı bir figür taşıyan o ilk baskı, bugün sahaflarda aranan baskılardan biri.
Akademide kitap Dante'nin Vita Nuova'sı ile Rilke'nin mistik arayışı arasında bir yerde konumlandırılır. Pamuk romanı, zamanın zaman değil, bir tür yol olduğu anlayışı üzerine kuruyor.